6 Aralık 2013 Cuma

Askıda Kahve...

Napoli de küçük bi kafedeyim. 
2 müşteri geldi.
"5 kahve 2si bizim için diğeri askı da"
5 kahve ödeyip 2 tane aldılar.
Askı da kahve nedir diye sordum.
Garson bekleyin ve görün dedi.
Başka müşteriler geldi. 2 kız kendi içtiklerinin parasını ödeyip gittiler.
Bir süre sonra 3 avukat geldi. 7 kahve dedi 3ünü içtiler ve 7 kahve parası ödediler.
Biz konuşmaya devam ederken bir süre sonra fakir bir adam içeri girdi. 
Nazik bir ses tonuyla, hiç askı da kahveniz var mı ? diye soru. 
Napoli de insanlar bu şekilde birbirlerine görmeden kahve ve hatta yemek ısmarlıyorlar...



1 Kasım 2013 Cuma

Son Dem!

Aradan geçen 6 yılın ardından, biraz boşvermişlik, biraz kayıtsızlık, biraz da umursamazlık belki. Yağmur altında yürüyorum da sanki ıslanmıyorum... Etrafım oldukça kalabalık ama ben istediğim kişileri görüyorum... Ayazda gezsem de, soğuğu hissetmiyorum...  Bazen özlüyorum, ama neyi, kimi, niçin bilmiyorum... Güveniyormuş gibi görünsemde her defasın da sözleri tın.... bölgeme yazıyorum. Kalbimin anahtarını kaybetmişim ama ben arama gereği bile duymuyorum... İçimde açan küçük çiçek yaralarımı her gün koparıp atıyorum! Kanayan yaralarımın kabuk bağlamasına izin vermiyorum! 
Unutmadım!
Unutmak istemiyorum....
Çünkü anılarım, benim yaşama teminatım... 



17 Ağustos 2013 Cumartesi

Adın üç kere geçti saçma sapan bir filmde. Yalnız olsam ağlardım ama annem bakıyordu.Otoban dolusu gürültüyü sıkıştırıp beynime ”anne” dedim ”hadi çay koy da içelim... 


Gidelim bir dağın yamacına, bir göl kenarına. Sessiz ve sakin tüm şeyler birleşsin bugünümüzde...







29 Temmuz 2013 Pazartesi

Gösterişli bir duvara öfkeni yazmak gibidir hayat...


Hüzünlü bi virgül gibisin diyorlar  görenler. Yalnızlığa mecbur oluşumdandır diyemiyorum onlara. İçten içe; ne yana dönsem kendime ait değilim diyorum, seyretilmiş anılara rest çekiyorum arada, arada bükeyler çiziyorum ayaklarıma, sarı sayfalara öksüz bi aşkın namelerini diziyorum, özümden kovuluyorum, tanrıların azarlar gibi beni eğişini ya da diğer bi tabirle terkedilmiş bi çocuk gibi yapışmak istiyorum birinin eteklerine...
Ninnilerle başladığımız hayata, ağıtlarla veda etmek nasıl bi şeydir bilir misiniz? Ve nasıl büyür yokluğu göğsünde.. Parantez açıyorum hayata (sırf gözlerini bir kez daha görmek için), ve kapatıyorum parantezi, ve tekrar açıyorum... Son cümlem oluyor "kimsenin beni beklemediği o yerde kalakalmak, ne ağır işkence" diyorum..
Kendimle konuşuyorum ve hatta kızıyorum... "Bazı şeyleri unutmak bi meziyettir" diyorum. Acılar ayrılıklar hepsi bizim için deyip suskunluğa bürünüyorum...
Susmak almak gibiymiş bi hançeri kalbine boydan boya, kaybedilen zamanlara, hatırlanmayan bi isyan gibi gereksizmiş. Mümkünmüş tarihte kaybolmak aslında, ellerim gibi, kokum gibi...
Akıp gitmekmiş bi boşluktan bomboş başka bi boşluğa...
İşte bu yüzdendir yalnızlığım... Benim dilimde garip bi yol şarkısı varken, kimseyi hayatıma dahil edemeyişim bu yüzdendir...
Özlerim, ama susarım... Hani demiştimya acılar bizim için diye, bunu bilir susarım. Terkedilmek korkusu da cabası der içimden bir kez daha susarım...
Sen hiç hasta yatağında terkedildin mi?
Sonra her yanındayım diyene güvenmek istedin mi?
Güvenmeye çalışıp yeniden hayal kırıklığına uğradın mı?
Şimdi sadece uzaklaşıp, gülümsüyorum...
Yalnızlığı bu yüzden seviyorum, Çünkü o beni hiç terketmedi!
İşte bu yüzden, sorma bana neden diye...
Tek  korkum; mutlu olmakla mutsuz olmak arasında bi yerde sıkışıp kalmak...

13 Temmuz 2013 Cumartesi


Ardına dönüp bakmadan, gitmeyi bilmeli belki de...




Bilindik bi yalnızlığın son caddesindeyim şu sıra, son kez okşadığım sardunyalara veda edip gidesim var buralardan. Artık devrik bir hükümdür gözlerim, ne yana dönsem Ankara, ve ne yana dönsem batık bir ben!

Şimdi tüm gölgelerden siliyorum adımlarımı tek bir iz dahi kalmasın diye...
Gitmeliyim diyorum, münteşir bi zamanın aralığına karışıp gitmeli. Biraz sahil kumu, belki biraz dağ tortusu bulaşmalı ayağıma.

Gitmeliyim...

Kim tutuyor dizlerimi, kim? Hangi aşkın koru saçılmış etrafıma da, ayaklarıma dolanıyor. Bilmiyorum...
Sadece bilmiyorum demek istiyorum bazen. 

Ben bilmiyorum derken, beni anlamanı istiyorum belki de.. Bilmiyorum öyle bişey işte...

Dedim ya,  sefil bi ev gibi kendime tütüyorum, yüzümü çalıyorum aynalardan, bakışlarımı siliyorum boşluklardan. 
Biraz sen, biraz sessizlik ve çokca tütün...
Sonrasımı, uzak bi dalış, soğumuş bi kahve, ve biraz iç titremesiyle, gitmenin verdiği o üşüme hissi...

Bak işte,ben gittim,  ve yine yokluğuma çalacak saat... Bil ki bu son olmayacak. 
Susucam, susucaksın... Ve biz sessizliği dinlemeye devam edicez, hiç bakışımda boğulmamış gibi...





22 Mart 2013 Cuma

Okuyun siz karar verin... 
Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya! taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü varmı diye aranmaya başladı.


“Üstü kalsın kardeşim” dedim.

Döndü bana doğru

“Vaktin varmı ağabey?” dedi.

“Evet” dedim (tek ayağım hala dışarda)

Dörtlülere bastı,trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 Krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.

“Birader” dedim, “9.75 değil, 10.50 yazssa istermiydin 50 krş.benden?”

-Ne alacağım ağabey 50 krş.u

-Peki niye gittin 25 krş.için o kadar uğraştın, üstü kalsın demiştim.

Döndü bana, attı kolunu arkaya :

-Vaktin varmı ağabey

-Var

-Çek kapıyı o zaman

Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.

5 dk.konuştuk. İngiltere’de profösüründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dk.da öğrettiklerini, ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz. Babam rençberdi benim, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden,yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize”Durun kalkmayın” derdi.Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.

“Aha” dedim, “Bizim meslek”, seminerci.

- Ne anlatırdı baban

- Hayattta nasıl başarılı olunur?

O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.

-Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp “Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın” diye anlatırken, biz de gülerdik. Annem kızardı, “Babanızla alay etmeyin.O, hem dürüst hem de çalışkandır” derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı,kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı,hep o ikisinin eskilerini kullandık.O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık çünkü bize bahşiş verirdi.Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü, yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartıman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktıbiliyormusunuz?

-Ne bıraktı?

-Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : “Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın…”falan filan. Ağabey aradan 15 yıl geçti, diğer 2 kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.

Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :

“Asıl mirası bizim baba bırakmış.”

Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,taksimetrenin yazmadığı 10 krş.u evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah’a şükür.

Çok duygulandım, veda ettim, tam ineceğim:

-Dur ağabey,asıl bomba şimdi.

-Nedir bomban?

-Nerede oturuyoruz biliyormusun? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.

Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.


Ahmet Şerif İzgören

2 Mart 2013 Cumartesi

               01.03.2013                                                                                            02:35
Bazı insanlar vardır, sizden kilometrelerce uzakta olsalar bile, hem en mutlu anınız da hem de en zor anınız da yanı başınızda hissettirirler. Ben onlara binlerce kez teşekkür etsem azdır. Sıkıca sarılsam olur belki :))
Geçirdiğim zor günlerimin 4. günündeyim ve onlar 24. günde olsa hep yanımda olacaklarına eminim... Sizi çok seviyorum "iyi ki varsınız" ve "iyi ki yanımdasınız"...

@Optumm; Aylar önce annemin ameliyatında en berbat günlerimde her şekilde destek oldun bana, asla unutmadım. Şimdi ben boktan günler geçiriyorum ve o yine benim yanımda. Desteğini ve o güzel sözlerini beni sakinleştiren sözlerini ve seni asla unutmicam. "iyi günün de var lakin kötü günlerinde her daim yanında olan öyle bir değer" Seni çok seviyorum Azeri güzelim benimm :)) "bu dediğim sürpriz değil, yakında ;))"

@Semtrolog; Öyle şirin, öyle içten, öyle sıcacık cümleleri var ki huzur bulmamak imkansız, "iyisin bak demi doğruyu söyle" derken, alıp ısırasım gelen, küçük bi bebek gibi sarıp sarmalamak istediğim, her sözüyle gülümsememe huzur bulmama neden olan insan, sonsuz teşekkürler sana. Gülüşlerimin sahibi,gamzelerini yerim kii, sıpann seni çok seviyoo :))

@Brtbgy; Ben hep derim ki "bazı insanlar nefes alış verişi gibi, yaşadığınızı hissettirir." Onlardan biri işte, 7/24 konuşsak sıkılmayız.Kavgalarımız bile tatlı çocuk gibi görseniz ölürsünüz gülmekten :)) " Sen şu an ordasın ama hep aklımdasın" deyip her an yanımda hissettiren, sözleriyle gülümsetip geçicek bu da diye destek olan güzel insan, sonsuz teşekkürler sana. Şapşal suratlım benim, uzak da olsan hep hayatımda ol ve olacaksın :))

@Bisikonuscamdur; Bazen seni nasıl seveceğimi şaşırıyorum, kısacık sürede bu kadar mı insan sever diyorum, ama seviyormuş işte, kardeşlerin en tatlısı en vefalısı hep bu günlerde ki gibi yanımda ol emi o güzel sözlerini gülümsetmelerini eksik etme üstümden. Çok seviliyosun sol tarafımdan ;) "seni çok seviyorum<3" diye defalarca üstüste attığın o mesajları da seni de yeyip bitircem bi gün :)) Neyse sevgilimm aşkımızı kıskanıyolar sonra daha fazla senden bahsetmicem kendime saklıcam :D 

Daha fazla uzatamıcam ellerim acıyo üzgünüm, hemşire de ters ters bakıyo kapat artık der gibi, şimdilik bunu yazmayı borç bildim dahası iyi olup eve dönünce gelicek :))

Sizi çok seviyorum bitanelerim benimm "İYİ Kİ VARSINIZ"...

4 Ocak 2013 Cuma

Ne zaman geçer bu flu!
Dün gece uzun uzun düşündüm, bi yolunu buldum mu? Hayır.
Aslına bakarsan blog değişmek istiyorum. Uzunca geçen bi sürenin ardından güven hissini yeniden yaşamak istiyorum. Ama bazen o kadar aptal olabiliyorum ki mutluyken o mutluluğu elimin tersiyle bi kenara atıp güvensiz bi aptal olmaya devam ediyorum.
Şans vermek istiyorum, bi kendime bakıyorum bide karşımdakine, yazık diyorum. Benim gibi birini hak etmiyor! Kim karşısındakinin güvensiz bi sorunlu olmasını ister ki. Açık konuşayım ben istemem şahsen. Ama bekliyorum bişeyler düzelir yoluna girer herşey, güzel olur umudu da yeşermeye yüz tutacakken bi anda sinirlerime yeniliyorum.
Kontrolsüzüm, kabul ediyorum, ama bi süre sonra da pamuk gibi yumuşacık olup unutmayı başarıyorum, affediyorum, ama sevdiğimden, ama sinirimin geçmesinden, bunu bilmiyorum.
Ama bişeylerin kırılıp döküldüğü gerçeğini değiştirmiyor benim yumuşamış olmam.

Neyse blog, aslında demem o ki. Birinin gelip beni bu hislerden kurtarmasını belkiyorum çaresizce... Kim bilir belki o'dur! Bilmiyorum...

Keşifleyin; http://www.youtube.com/watch?v=YIHMPc6ZCuI

17 Aralık 2012 Pazartesi


Sessiz Ayrılıklara Çığlığım!

Kanlı bir pençeye siliyorum yüzümü, gözleri derinleşiyor ruhumun. Uğultu tırmalıyor kulaklarımı, biraz kanlı bıçaklı...
Ağır ağır giderken bedenim senden, selam veriyor kaldırımda ki çiçekler. Kimse bilmiyor, onlar çoktan öldüler!
Son sözlerimi savuruyorum yüzüne, gün alacakaranlığa dönerken. Sen gözlerine kör bakmayı öğretme sevgili, olma benim gibilerden!
Ey aşk!
Kaçıncı kırbacın bu sırtımda ki, yokluk doğuruyorum bir yandan, bir yandan kar ve kırmızı bir aşk. Şimdi hangi yamaca saklarsın sevdanı?
Desem ki her şeye rağmen çok şükür!Neye? Kime? Niçin?

Beni yüreğimden öpsene !
 
http://fizy.com/#s/1aj2h7

10 Aralık 2012 Pazartesi


"Bir zamanlar" diye başlayan bi masal anlatıcam bugün size.Bakalım beğencekmisiniz.

Bir zamanlar bir kasabanın 4 ayrı mahallesi varmış. 1. mahallede "evet, ama" lar yaşıyormuş. Evet ama'lar ne yapması gerektiğini bilenlermiş hep düşünürlermiş.Cevaplar kednilerine göre hep doğruymuş, suçu başkalarına atmakta da çok ustalarmış.

 2. mahalle de "yapıcamlar" yaşarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş.Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış, ancak, yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarını farkederlermiş, bu mahallede bu insanların dizleri, dövülmekten yara bere içinde kalmış.Yaşamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertlerlermiş yapıcamlar
. 3.mahallenin "keşkecileri" hayatı algılama güçleri mükemmelmiş ne yapılması gerektiğini daima keşkeciler bilirmiş.Herşey olup bittikten sonra keşkecilerin başları kanarmış hep duvarlara vurmaktan.

Kasabanın en yeşil bölgesinde en güzel evlerin olduğu mahallede ise, "iyi ki yaptım"lar otururmuş. Keşkeciler bu mahallede yürüyüşe çıkar etrafı hayranlıkla izlermiş.Yapıcamlar, keşkecilerle bu güzel mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bi türlü fırsat bulamazlarmış. Evet ama'lar ise ağaçların yeterince gölgesi olmadığından,güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden sürekli dem vurarak şikayet ederlermiş. İyi ki yaptım mahallesi sakinleri de beyinlerinin mazeret üretme bahanesi olmamasıymış. Hikaye bu kadar. Ama size sorum şu.

Siz kimlerden siniz ?

"Evet, ama" cılardan mı ? "Keşke"cilerden mi? Yoksa "Yapıcamlardan mı" ?
Kim bilir belki "iyi ki yaptım-cı sınızdır!
Kimlerden siniz? Cevabını yine kendiniz vereceksiniz...
Benden bu kadar mmuahh :))


9 Aralık 2012 Pazar


Bi süredir radioda dinleyip kim bu söyleyen diye delice arayıp durduğum bi parça. Sonunda Virgin radio da buldum thx virgin. hadi biraz şarkıya öbeklenelim!

19 Kasım 2012 Pazartesi


"Gitme" diyemem ki ben, diyemem işte...

Bazı anlar vardır, küçük bi çocuğun, yarı yıl tatili sevinci gibi gelip geçicidir! Bi anda sevinci sizi sarıp sarmalar ve o gün geldiğinde tamamen yok olur... Sen böyle sevdin, ben ona bile razı geldim...
Hep bir beyaza düşme telaşıydı sözlerin, aslında siyahına işleyen. Şimdi son sözlerini sıva yap, kalbinin o kalın duvarlarına, ki daha ulaşılmaz daha erişilmez olsun diye...

Koca bir "hiç" diyebiliyorum, ardından korkak bakışlarını alıp ceplerimde saklayarak... Unutmanın en iyi yolu uzak kalmaktan ziyade, nefrete sarılmakmış be şair. Şimdi bana aslında nefretin aşktan doğduğunu söyleme, zira artık bu sözleri görmezden geliyorum. Artık tanıdık değil bana hiç bir yüz!
 Bir gidişin bir bitişin yaşanacağı anları hissettiğimde, "gitme" diyemiyorum. Gideceğini biliyorum, bataklıktaysan eğer, çırpınıp çıkmaya çalışmak yerine, en derinlere kendini bırakıp tamamen kaybolmak daha mantıklı gelir ya, işte öyleyim...

Oysa seveceğimiz kırmızılar ve siyahlar vardı, her dilde aynıydı yankısı, ya da "meleğim" tümcesinin... Sonuçta çıkıyordu işte bedenimden soluğun, ve avuç içlerinden bir buse daha...
Seni senden alır gibi, beni benden çıkarır gibi... İçimiz hep boşluk, dışımız hiç kaos...

Son sözüm olmadı hiç, hep satır aralarında kalmışlığım var benim... Son demenin o ağır kokusu ellerimdeyken, gidecek olmanın telaşıyla siliyorum artık avuçlarımı. Oysa nasıl da sarılmak geliyor içimden...

Artık gözlerimi kapatıyorum, o son damla intihar etsin diye...

Vazgeçtim...  http://fizy.com/#s/1aj2h7

5 Kasım 2012 Pazartesi

Karmaşık Duygular Silsilesi...

Ne zaman otursam şu bilgisayar başına dilim lal oluyor sanki, oysa anlatmak istediklerim o kadar yalın ve tek kelimeyle özetlenebilecek bir durumdaki. Ama ben yazmayı seviyorum en çok kalem ve kağıtla bütünlenip karalamayı, içimden ne gelirse, sözcükler uysa da, uymasa da. İçinde kendimden parçaları toplayıp aslında ben buyum demem, yazdıkça çoğalmak, çoğaldıkça içine sığamamak benimkisi. Hani bazen özlersiniz, dile getirirsiniz, yada bunu söylemeye çekinir, kıyıya köşeye iliştiri verirsiniz.

O  kıyıya iliştirdiğiniz yazıla da ansızın karşılaşırsınız o an hüzünle karışık bi yağmur bulutu geçer üzerinizden. Yine içimde ki şairle başbaşayım lö blog :/ ne yaparsam yapayım zamanı ilerletemiyorum sanki. Zamanın bi iminde sıkışmış kalmış gibiyim, bi ses duyuyorum gülümsüyorum, sonra durup düşünüyorum "ya biterse"... "Bazen hiç başlamaması bitmesinden iyidir" deriz ya hani, öylesi biraz hüzünlü, biraz da kekremsi bi özleme boğuluyorum.

Delice görme isteği sarmışken tüm bedenini sen neden bahsediyorsun diyorum kendime. Ama cevabı olmayan soruların içinden çıkmaya çalışıyorum, çalıştıkça daha çok batıyorum. Elimden tutup beni çekecek tek bi kelime bekliyorum. Ne çok şeyle savaşıyorum içimde be şair diyorum. Savaşmadan kazanamazsın diyor. Sonra başımı göğsüne koyup huzura bulanmam gereken yerde, yastığımla yeni bir iç savaşa giriyorum.... Gerisini ne siz söyleyin ne de ben anlatayım. Zira bazen sözcüklerimin esiri oluyorum, öylece susuyorum...

İçimdekileri bi gün yaşamam dileğiyle... Ve yaşamanız dileğiyle.

15 Ekim 2012 Pazartesi


"Özlem Geçmeden, Unutulmuyor Be Şair"...


Büyüyen bir yansımanın yalnızlaşması gibiyim şimdilerde. Ne yana dönsem uğultuyla çoğalan bir ses! Ellerin, sözlerin, her geçen gün biraz daha yabancı. Tüm ışıkları sönüyor kalbimin, sanırım bana bir hal oluyor...

Yokluğunun iki yakası bir araya gelmiyor be sevgili, her dönmek isteyişimde yine sen oluyor, yakıyor! Bi köpek gibi saklıyorum yaralarımı, sanırım bana bir hal oluyor!


Karanlık çökünce odama, indirip perdelerimi kendime örtünüyorum, bir kaçışa, bir gidişe sevdalanıyorum. Tüm sesleri silsemde kulaklarımdan, siyah gelip sevişiyor tüm beyazlığıyla, ben karşı koyamıyorum...

Desem ki unutmak mümkün aslında, yaşamdan vazgeçmek gibi pis bir korkuyla, en fazla yüreğin acır, akar hayat - acı- ve hüzün... Öyle bükme dudağını, öyle vazgeçme anı gibi bakma yüzüme, biz, aynı ateşin aşkıyız! Senden başka nereye çıkar yol, bi kanadı kırık halimle, buz tutmuş yüreğimle...

Ağlıyorum!

Saplanıyorsun gözlerime, batıyorsun. Aşkla yağmur yağıyor lakin, dilim senden sonra lal!
Sen mi ölüyorsun gözlerim de, yoksa ben mi can veriyorum, bilmiyorum...



Hani şair "yüreğime söylediğim en doğru yalansın" diyor ya. Öylesi işte...

2 Eylül 2012 Pazar


Uyanmak istiyorum!

Gece inanılmaz bi rüya gördüm, belki de uzun zaman sonra gördüğüm en inanılmaz, en  korku dolu bir rüyaydı. Üzerinden saatler geçmesine rağmen hala kendimde değilim.

Uyandığımda 3:30 sularıydı nefes almakta güçlük çekiyor, diğer yandan sesli bi şekilde ağlıyordum. Kendime gelmem 1 saati bulsada aklımdan o kareleri çıkaramıyorum.Adeta bir korku filminden kısa bir kesit izlemişcesine içimi titretti bu rüya. Şimdi ne oldu da bu kadar etkilendin diyorsunuz eminim.

Çok kötü bir ev içindeydim karanlık heryerde eski eşyalar kırık dökük oyuncaklar yırtık koltuk minderleri ve büyük kutuların içinde çakıl taşları içinde toprak vardı. Rüyam da tek iyi tarafı sevdiğim adamın yanımda olmasıydı ama onun bile yaptıklarına anlam veremiyordum. Çuval içerisinde yığılmış yiyecekler bi tarafta diğer yanda çakıllı toprak içinde ölmüş kedi, köpek, fare yavruları.

Çok çirkin ve kötü bir kadın tarafından bu toprağı temizlemeye zorlanmam. Temizlersem diğerlerinden önce yemek kazanıcam çünkü. Sevdiğim adam bi gayretle bu toprağın içindeki ölmüş yavruları çıkarıp temizlemeye çalışıyor bense bunu yapamam bunları siz öldürdünüz diye ağlıyordum. Nefes almakta güçlük çekiyordum, korku ve tiksinti içinde ordan çıkış arıyordum ama bulamıyordum. Çirkin ve kötü kadın bana sürekli temizlemek zorunda olduğumdan bahsediyor daha çok soluksuz bırakıyordu.

Yapamam diye bağırdım öyleyse seni kabir tarafına alalım dedi bana. Sevdiğim adam korkma dedi geçicek birazdan elimi tuttu ama ağlıyorum ve delice korkuyorum. Beni kabir tarafı denilen yere aldıktan sonra ayaklarıma küçük su kaplumbağası döktüler binlerce hareket ediyolar ve ben ezmekten korkuyorum ama onlar bana sürekli arka ayaklarıyla bi köpek gibi tekme atıyorlardı. Herşey kararmıştı (karanlıktan korkarım) tutunacak bi el ararken zifiri karanlıkta kaldım ve daha güç nefes almaya başladım. O korkuyla sıçrayarak uyandım.

Uyandığımda ağlıyordum, onu gerçekten yaşamış gibi hissetmiştim çünkü. Dakikalarca kendime gelemedim. Neydi bu, neyin nesiydi. İnsanın rüyalarının %90 ı gerçekleşince gördüğüm en güzel rüyanın bile olabilitesi gerçeği beni ürkütmeye yetiyor. Hemen bilgisayarımı açıp gördüğüm rüya neydi bu gördüklerim ne anlama geliyordu diye araştırmaya başladım. Okuduklarım her ne kadar daha da içimi ürpertse de, sakin olup, Allahım sen hayırlara yor demekten başka çarem olmadığınıda biliyordum. Tek dileğim diğer rüyalarım gibi bunun da gerçekleşmemesi...

11 Ağustos 2012 Cumartesi


Gülümsedi ve gitti...

Bazen, o an için, ne paylaştığınızın, yada ne yaşadığınızın, ne düşündüğünüzün önemi yoktur. Sadece onu yaşamak istersiniz.  Onunla birşeyler paylaşırken sınırlarınız olmaz. Ne geniş, ne de dar bi pencereden baktığını anlayamazsınız. Ama bazen öyle bi kelime eder ki karşınızdaki, susmak en mantıklısı dersiniz. "Sana dokunmaya dahi kıyamıyorum"...

Sonra gün gelir ve öyle bi konuşma içinde bulursunuz ki kendinizi, siz dahi kendinize anlam vermezsiniz. Ben ne diyorum? Bu sözleri söyleyen ben miyim? Bu nasıl bi özgüven demekten kendinizi alamazsınız. Ve tam bitti demişken, hiç tahmin etmediğiniz bi anda bir özlem karmaşası sizi yeniden bi araya getirir. İşte tam orda film kopar. Bocalamaya başlarsınız, tek bi  "özledim" kelimesiyle. Neden? Neden bunca zaman sonra yeniden yaşamak isteği? Bu sorular sizi yeyip bitirirken, beyninizde binlerce ona dair kelimeler, savaş alanına çevirir  tüm benliğinizi.

Sussam olmaz konuşsam hiç olmaz derken yeni bi sözle tam alnınızdan vurur sizi. "Bu aslında kurtuluş bence" Anlayamazsınız, içinizdeki kokuşmuş içten içe kemiren sözler sessizliği bozarcasına, kim için, ne için bi kurtuluş, bu nasıl bi sözdür derken sindirmeye çalışırsınız. Ben hep derim ki masalların çoğu hep üç biri siliktir. Bizim masalımız da gerçek içinde ki hayallerden türeme bi masaldı belki de.

Şimdi "ben hep varım, burdayım, gitmiyorum" demek ya o masalın yeniden başlamasına, yada bir daha asla, adı dahi geçmeyecek bir sonsuzluğa karışmasına neden olucak...

... Üç noktası olmayanın masalıda olmuyormuş şair!

30 Haziran 2012 Cumartesi


Hala Anımsıyorum!


İçimin efkarını silyorum son defa, bu acıyı bana sunanlara ant olsun ki bir daha asla ağlamayacağım! Geç kalmışlığın vuruyor yelkovana, zaman dursa yada yer yerinden oynasa.
 
Beni benden ayıran bir garip acı, seni bana yaslayan bir garip yokluk! Yaslasam sinemi ellerine, sussam günlerce, gecelerce. Gökler yağmurla ağlar derler, bende bir taş misali sığınsam senin kovuğuna. Anlayacaksın aslında!
 
Sessizdir ve çığırtkandır ellerin tenime her dokunduğunda, kalbimdeki aşk sana boyun eğince, inat teslim, içim suskun, tenim yaralı!
Sevdayı içime damıtan aşkına ant olsun. Bir bebeğin masumiyeti ve sevgisiyle saracağım yaralarını. Çatlamış teninden, avuçiçlerinde ki çizgilerden, sen dağılmadan dizlerime, gözlerine sığınacağım.
 
Şimdi akıyorsun ya avuçlarımdan, o zaman bin ah ile bakacağım gözlerine. Harap zamanların hezeyanıdır benim feryadım. Ya gel sevdiğim, seni koynuma alayım, ya da usulca süzül ayın karanlık yüzüne, sensizliği öğreneyim.
 
Her 30 Haziran geldiğin de, bir bahar dersin, belki ben kokarım! 

25 Haziran 2012 Pazartesi


Sen Unutulacak Adam mısın?

Şehirler geçsen ayakların parçalanırcasına, kuzeyden doğuya, doğudan batıya alsan biletlerini. Binmeyeceğin otobüslere baksan, yürüsen kendi havlince, sonunda benim yollarıma düşsen, adım adım beni arşınlasan!

Bilir misin sevgili, "Ölüm gibidir sensizliğin sessizliği" Beni en çok sessizliğinle vurdun sen. Gece tenime en çok da ciğerlerime, nasıl da yanıyor insan ve nasıl da sönmüyor gecelerce.

Ağzımı araladağım her an tükürmek geliyor ayrılıkların yüzüne ve sonra canı cehenneme diyorum, sessizliğin kulaklarını tırmalayan o iğrenç sesine!
Sen! Sen unutulacak Adam mısın sevgili? Gözlerin her akla düştüğünde beni yakmak için çağırıyor. Ateş'e ateş katmak akıl işi mi?
Küllerimi savuruyorum avuçlarımdan, her savrulan külümde avuçiçlerim yanıyor. Öptüğün avuçlarımda ki yangınlar sönmesin istiyorum. Alsalar diyorum özgürlüğümü köleleğimin karşılığında! Yoksun ya, ordan oraya savrulsam, gözlerine vurulmuşluğum kadar vurulsam. Bir damla su versene ey sevgili, çatlamış topraklarıma!

Hayatın kayıp giderken stabilize yollarda, bensizliği inkar ettiğin her an yan sevgili. Bir masalın var mı Adam? Kadının adı var mı? Diline bıraktığım her dudak izim de lal oluşunla hatırlayacaksın beni. Şimdi piç zamanların yarım kalan dizesi gibi nefesim! Gitmeli miyim, kalmalı mıyım ey sevgili. Ya gel beni yine benden al. Ya da savrul ordan oraya...

Adını bilmediğim bir şehrin dili sararken benliğimi, sanırım aşık olmayı yeniden öğrenmeliyim...



21 Haziran 2012 Perşembe

Benim küçük sevgilim...

Adı özelse hep siz de saklıdır...

Bügün "aşk'ın" doğum günü! Gün geceye varmadan çalmışsa aşk çanlarınız, dur diyemezsiniz, teslim olursunuz. O güzel iğde kokusuyla, Haziran da gelmiştin bana.  Sen hangi yaşın damlasısın ey sevgili? Ellerin yanağım da, dudaklarım avuçlarında kalmışken, nasıl kapanır bu yara. Aynaya her baktığım da yüzüne aşina olmuşum, kendimi görmezden gelip, yalnız sana teslim olmuşum. "Aşk" adını unatacak kadar kaybetmektir kendini, bilirsin.  Bazen konuşsam olmuyor, sussam olmuyor dersin, ama içindeki hezeyan günden güne büyür, engel olamazsın. Benimde dökülüyor dilimden semaya kahrı aşkın ızdırabı!
Duvarların yıkılır da aşkımı alnına perde yaparsan bir gün, rüyana hilkat olur belki solunda ki kalp atışı!
Kanlı bir savaştan çıkıp yaralı bir şekilde evime dönmeye benziyor ya gülüşlerin, o an nasıl kan kaybediyorum bilemezsin. Benim yaralarım sana her baktığım da kanar bilirmisin sevgili?
Bilmezsin...
Avuçlarımda dünden kalma öpüşlerinin izleri ve kokusu... Nasıldır bilirmisin o kokuyu alıp da sana dokunamamak.
Geçtim "aşkın" yanından. Soğuktu ve kan vardı! Kimi beni suçladı kimi sana kör baktı. Ama yalnızca bu kentin caddeleri bize ağladı. Kala kala dilim de bir garip tadın kaldı!
Oysa ben ikimize yetecek kadar yokluk doğurmuştum, sessiz gecelerin koynunda! Benim saçlarımdan haziran akardı, senin göğsün hep muzaffer! (Yalnızlık)
Şimdi nerde, nasıl, kimlesin bilmiyorum elbet. Belki bana çok yakın belki zamanın bi iminde kaldın sende benim gibi.Belki de kilometrelerce uzağım da. Kokunu alabilsem, kokuma seni bulayabilsem seni bir daha bırakmazdım... Her acı aynı akıyormuş önce gözden ve sonra dilden...
Sonrası mı? Sonrası iyilik belki de güzellik...
Ne mutlu bana ki, senin gibi bir aşkı yaşamışım... Teşekkürler "aşk"...

11 Haziran 2012 Pazartesi


Aşk/ın Yalan Sözcüklere Bulandığı Anlar!

Bazı insanlar size özel olduğunuzu hissettirir, bazılarına da verdiğiniz değer karşısında haketmediğini gördüğünüzde kendinizden nefret edersiniz. Çoğu zaman bu kez yanılan ben olayım sözcüğü sizi yine haklı çıkarır. Ben özel biri değilim.Orta boylu ve orta kilo da ortalama bir zekam var ve ortalama bir eğitim aldım. Kısacası ben herkesim. Bende herkes gibi sıradanım, ve unutmayın sıradan her insan yalan söyler. Bunun boyutları var elbet, yalanın pembesi olur diye kendinizi kandırmayın. Her yalan mutlaka incitir! Ama bazı insanlar bunu oyun haline getirmiş ve en özel kelimeleri bile bi çırpıda söyleyebiliyorlar. Mesela "Seni seviyorum"...

Ahh! Çocuk oyuncağı haline getirilmiş hislerin aşkına. İnsanlar yalan söylemeyi oyun haline getirdikleri gibi aşkı da hafife alıp duyguların üzerinde bir o kadar karaktersizce oyunlar oynuyorlar.
Bana göre artık, yüzü yok bir aşkın! Sesi yok, günlerine ağlayan bir kadın yok!
Bir iç denizden başka bir iç denize kapaklanıyorsa içsizliğiniz, elinizde kırık dökük tümceleri yama yaparsınız aşikar!
Ve siz o kentin tüm orospularına merhametle bakar, en güzel aslında onlar ağlar dersiniz!
Sonu gelse dünyanın, illaki bağırırdı yeter artık,bir ses ne olur diye! Yada alışmalı mı ?Nefes/sizliğe. Kim bilir belkide sarabilirdi tüm tanrılar şefkatle vede merhametle!

Tanrı dedim de.Neden piç çocuklara tiksinerek bakıyor insan? Bak işte "o" gitti ve piçleştim hepsi bu! Bir "aşk" baba gibi kokmuyorsa ve baştan çıkarıp sevgiyle dokunmuyorsa, kulağına fısıldanan "aşk" kelimesi akordunu yitirir! Rutin bir sarsıntıyla her sevişmede biraz daha yitik vede bitik!
"Aşk" diyor bir adam ve yüzsüz bir kadın oluyor kahramanı, kal deseydi kadın kalır mıydı "o" adam? Hayır. Kalmazdı. Çünkü "o" konuşmayı bilmezdi!

Allahıma kitabıma yemin ederim ki özlememek için sadece sabır diliyorum artık, ve daha cümlem bitmeden bir gidişin, kayboluşun yaşandığı an/lar kalıyor gözlerimde!
Ağlamak nasıl bir şeydi anne?